Kastamonu

“Merhaba Tahir Bey” diye başlayan bir dostluğa doğru yol almak üzere buluştuk Ankara Havaalanı’nda…

Büyük fotoğraf ustaları Bekir Ormancı, Emre İkizler, Bursa’dan Gülay Şentuna ve Ben… Ankara’da buluşup, Dost insan Cemal Daş’ın Ankara sıcaklığını hissedip, acı kahvesini içip kucaklaştıktan sonra Kastamonu’ya, güzel insanlar diyarına doğru yola çıktık.

KASTAMONU’ YA daha önce iki üç kez gelmiştim…

Kış ortasında gelmiştim..

her taraf bembeyazdı. Kastamonu ve o güzelim ormanları karlar altındaydı…

Kastamonu

 

Beyaz büyülemişti beni…Dağlarında dolaşmış, ormanlarındaki patika yollarda düşe kalka yürümüştüm…

Kastamonu

Bir Çukurova çocuğu,hayatında karı yağarken bile çok ender görmüş birisi olarak tek kelime bile edemeden öylesine bakakalmıştım bembeyaz karlar altındaki Kastamonu’ya, ormanlarına, derelerine, dağlarına…

Kastamonu

Kastamonu’nun güzel insanları Suat Cumali Güngör , Arif Terzioğlu, Nevzat Nergiz ve diğer dostlar ile fotoğraf sitelerinde başlayan dostluğumuzu pekiştirmiş, kucaklaşmış ve gönül sıcaklığımızı birbirimize aktarmıştık böylece.. Dağlarda, ovalarda, kıyılarda cirit atmış, Abana’ya kadar uzanmış fotoğraf sevdasının peşinde koşup durmuştuk..

Sonra bir yaz günü yine gittim Kastamonu’ya… Yaz her yerde yazdı… Kastamonu’da benim bildiğim yazlardan birisini yaşıyordu…O zamanlar Kastamonulu dostlar, Gönül Dostları bana demişti ki, “Siz sonbahar’da gelin Tahir Bey buraya… Sonbahar’da gelin ve görün buraları” Kastamonu’da doğmuş, büyümüş, okumuş ve Kastamonu’da öğretmenlik yaparak kendi gibi güzel insanlar yetiştirme gayretinde olan Suat Cumali Güngör ve Arif Terzioğlu’nun bu isteğini nihayet yerine getiriyorduk…Bekir Ormancı, Emre İkizler ve Gülay Şentuna ile birlikte Kastamonu’ya doğru yol alırken, Çankırı’yı biraz gecince, Ilgaz Dağları’na tırmanırken tepelerin ardından bize muhteşem bir yolculuğun haberciliğini yapan dolunay hepimizin tek kelime ile nefesimizi kesmişti.

İnsana sevdalı, insan fotoğrafları çekmenin peşinde koşan bizler dolunay ile büyülenmiş fotoğraf çekmek aklımıza bile gelmemişti… Sadece bir ara Emre Hoca, ” Bakın buradan çok güzel görüntü olur” dedi. Ama kimse duralım filan demeyince ben de frene basmayı akıl bile edemedim… Bir an önce Kastamonu’ya ulaşmak istiyordum… Bir an önce , hava kararmadan, gün geceye dönmeden…

Kastamonu

Ilgaz Dağları’nı önce tırmandık, sonra Kastamonu’ya doğru 2 binli rakımlardan inmeye başladık… Yolda gördüğümüz sonbahar renkleri bizim için inanılmaz bir güzellikteydi…Kastamonu’yu ve çevresini , Kastamonu’nun gönüllü turizm elçisi olan Suat Hoca’nın gönderdiği CD’lerden, kitaplardan ve bröşürlerden izlemiştim.. Tabi bir de Suat Hoca ile Arif’in çektiği fotoğraflardan. Bu nedenle, ” Bu ne güzel renklerdir böyle” diyenlere sürekli olarak, ” Daha ne gördünüz. Bunlar da renk mi? Siz asıl yarın görün renkleri ve sonbaharı” deyip durdum..

Kastamonu

KASTAMONU’YA VARIŞ

Gün geceye dönünce vardık Kastamonu’ya… Yine her zamanki sıcaklığı ile karşıladı bize Suat Hoca ve Arif Terzioğlu…Otelimize yerleştiğimizde ise başka bir sürpriz ile karşılaştık. Türkiye’nin bir çok yöresinden fotoğrafçı dostların hepsi Kastamonu’daydı… Şafak Tortu, Nadir Özsoy, Seher Başoğlu, Ayla Sarıoğlu, Sevgi Sarıkaya,Yavuz Arslan, Mete Kışlalı, Sadık Baydere, Fahrettin Şankaynağı, Ali Sözer, Turhan Şeref Ener, İsmet Danyeli ve adını sayamadığım daha bir çok arkadaş…Hepsi Kastamonu’dalar… Kaldığımız otel tamamen fotoğrafçı arkadaşlarımız ile dolu..

Kastamonu’nun tarihi konaklarından birisi olan Eflanili Konağı şimdi restaurant olarak hizmet veriyor… Kastamonu’ya gideceğimi düşündüğüm günden bu yana Kastamonu’nun o mükemmel lezzeti Banduma’yı sayıklayıp durmuştum. Eflanili Konak’ ta bu hasreti dindirdik… Daha önce hiç Banduma yemeyen Bekir Omancı, Emre İkizler, Gülay Şentuna ve ben birer Banduma’yı afiyet ile yerken Suat Hoca ile üç gün boyunca yapacağımız gezinin planlarını da tamamladık…Eflanili Konak bir süre sonra Kastamonu’da bulunan fotoğrafçı dostlarla dolmuştu… O kadar yorgunluğa rağmen gecenin geç saatlerine kadar fotoğraf sayesinde kurduğumuz “Gönül Dostlukları” çay olup demlendi, yudumlandı…

Sonra otelde kısa bir güzergah hazırladık kendimize… Bekir Abi,Sabit Kalfagil Hoca’nın belirlediği güzergahı çıkardı masanın üzerine koydu… O’na bakarak kendimize bir güzergah belirledik…Birinci gün, Daday Azdavay taraflarında gezilecek . Daday Pazarı’na gidilecek.. Azdavay’a geçilecek yöresel kıyafetli insanların evlerine konuk olunacak. Yol üzerinde de manzara çekilecek..İkinci gün: Şenpazar, Pınarbaşı,Cide tarafı gezilecek.Üçüncü gün ise Kastamonu’nun içerisinde portreler çalışılacak…Biz programı yaparken Suat Hoca gülerek, “Siz bu güzergahlardan bir tanesini üç günde bitirebilir misiniz ki” diye sordu… Bu sorunun ne anlama geldiğini bugün bu yazıyı yazarken çok daha iyi anlıyorum…Uyku vakti…Sabah saat 05.00′da ayakta olacağız çünkü..

AZDAVAY

Sabah saat 05.00 gibi uyandık ve Suat Hoca ile birlikte yollara düştük. Hedef yöresel kıyafetleri ile insanların yoğun olarak yaşadıkları, Azdavay, Daday, Ağlı taraflarıydı… Kastamonu’dan Daday, Azdavay taraflarına doğru giderken yolda sürekli olarak arabayı kullanan Suat Hoca’yı durduruyoruz.. Hepimiz birden aşağı atlıyoruz… Hepimizin ağzından çıkan kelime ise, “Bu ne yaaa.. Bu ne muhteşem renkler böyle” Ben, Bekir Abi, Emre Hoca ve Gülay böyle dedikçe Suat Hoca, ” Dostlar bu ne ki ? Boş verin çekmeyin bunları daha ileride göreceklerinizin yanında bu hiç bir şey değil” diyor ama dinleyen kim… Dinlemiyoruz Suat Hoca’yı ama her gittiğimiz yerde gerçekten de onun ne kadar haklı olduğunu anlıyoruz…

RENKLERİN RESİTALİ

Burada Kastamonu’da gördüğüm sonbahar renklerini anlatmam olanaksız.. Yaklaşık 30 yıldır yazı yazan ve anlatan birisi olarak, “Kastamonu Sonbaharı” nı anlatmaya çalışmayacağım. Çünkü bunu beceremem.. Bunu anlatacak kelimeleri yan yana koyamam…

 

Kastamonu

Kastamonu’nun sonbaharını anlatmak için sadece ve sadece, ” Kastamonu Sonbahar Masalı” diyebilirim.. Yalnız bu masal gerçek bir masal…. Hayal edin sonbaharı.. Ne kadar güzel hayal edebilirseniz edin, ne kadar güzel görmek isterseniz isteyin… İşte o sonbahar Kastamonu’nun Sonbaharı… Ben Yedigöller’de, Ihlara’da ve dahi bu ülkenin hemen hemen her yöresinde,. dünyanın belirli bölgelerinde sonbahara tanıklık etmiş birisi olarak, daha önce yaşadığım sonbaharların hiç bir tanesini, ” Kastamonu’nun Sonbaharı” nın yanına yakıştıramam… Eğer görmediyseniz ne demek istediğimi sanırım sizlere anlatamam… Sizlerde gördükten sonra başkalarına aynı şeyleri söylemek zorunda kalacaksınız çünkü, ” Git gör o sonbahar anlatılamaz”‘ Evet sizlerde aynen böyle diyeceksiniz.

DADAY PAZARI VE KAHVESİ

Sonbahar karelerine baka baka sonunda Daday’a ulaştık.. Daday’ın pazarı imiş o gün… Yörenin kendine has ürünleri ve insanları ile tanıştık… Pazarda doya doya fotoğraflar çektik sonra Daday kahvesi’nde muhabbet başladı… Daday’ın tertemiz insanları hemen bizimle konuşmaya sohbet etmeye başladılar… “Siz alışkın değilsiniz. Üşürsünüz” diyerek sobayı odun doldurdular. Etrafında bir halka olduk ve hem fotoğraf çektik, hem de muhabbet ettik… Emre Hoca ve Bekir Hoca portre arşivlerinin en zengin karelerini sanıyorum burada çektiler…

Kastamonu

Gülay ile Ben ise çay ve kahve muhabbetine takıldık.Ben kahve krizimi ancak burada giderebildim.. Sonra Daday pazarını bir kez daha baştan aşağı kat ederek Azdavay’a doğru yola çıktık.. Azdavay’a doğru giderken birden çitlerle çevrilmiş bir bahçe içerisinde yaşlı bir kadın gördüm… torunu ile oynuyor bahçesinde ise inekler otluyordu..Biraz hoş beşten sonra teyzem ile fotoğraf çekme konusunda anlaştık… Öylesine güzel renklerle bezenmiş bir kıyafeti vardı ki üzerinde defalarca aynı kareyi çekiyor, defalarca hiç bıkmadan usanmadan deklanşöre basıyorduk…

Kastamonu

 

Evet aradığımız buydu bizim aslında.. Tamam, “Kastamonu Sonbaharı” bambaşkaydı ama insan olan karelerde bambaşkaydı… Bir ara baktım Emre İkizler Hoca yüzükoyun yere yatmış, yerdeki bir çiçeği ön plana alarak teyzemi Karadeniz mimarisi ile yapılmış ahşap evinin önünde çekiyor…Bekir Ormancı ise her zaman olduğu gibi makine ile bütünleşmiş, yakın plan portreler çekiyor.. Gülay tamamen trans halinde. Ben ise bir yandan teyzem ile muhabbette bir yandan da kompozisyonlar hazırlayarak fotoğraf çekiyorum… Suat Hoca’ya baktım, fotoğraf bile çekmiyor… Neden çekmediğini sordum, ” Siz çekiyorsunuz ya.. Çok mutlu oluyorum” dedi…Gönlüne sağlık Güzel Adam.. Sağ olasın…

 

FOTOĞRAFÇININ PİYANGOSU

 

Birinci gün, ikinci gün, üçüncü gün diye program yapmıştık ama daha Azdavay’a kadar yeni varmıştık. Çünkü nereye baksak fotoğraf görüyorduk… Kendi aramızda konuştuk, ” Bakın bu iş böyle olmayacak… Hadi biraz hızlı davranalım. Şurada bir yemek yiyelim ve köylere doğru gidelim” Azdavay’da bir lokantaya girdik… Yanımızda Gülay’ı gören lokantanın sahibi, “Buyurun üst katımıza. Aile yerimiz üst katta” diyerek bizi yukarı kata çıkardı… Azdavay’ın etli ve peynirli pidelerini yerken beş genç kız geldi yan masaya oturdular.. Kendi aralarında konuşmaya başladılar… Bir düğünden bahsediyorlardı, bir kına gecesinden… Birbirimize baktık, arayıp da bulamadığımız, ya da gökte ararken yerde bulduğumuz kısmet ayağımıza gelmişti.. Hemen bütün şirinliğimiz ile Azdavaylı genç kızlara düğünü, kınayı sorduk.. Sağ olsunlar öylesine candan,öylesine sıcak karşıladılar ki, düğünün yerini, kınanın yapılacağı köyü ve dahi her bilgiyi verdiler. Kınaya gidip fotoğraf çekmemiz için yol gösterdiler…. Ve eklediler, ” Eğer zamanınız kalırsa dönüşte uğrayın, biz işten çıkmış oluruz. Yöresel kıyafetlerimizi giyer size fotoğraf çektiririz” dediler… Bu bizim için bulunmaz bir fırsattı.. Köye gidecek kınanın fotoğraflarını çekecek, sonra tekstil atölyesinde çalışan kızlar ile buluşarak fotoğraflarını çekecektik…

Hemen aceleyle Azdavay’da bulunan bir markete girdik, düğün evine götüreceğimiz çikolataları ve hediyeleri aldık. Tam bu sırada ise daha mükemmel bir şey oldu… Damat ile tanıştık… Damat bir taksiye bindi ve yaklaşık bir saatlik yolculuktan sonra Azdavay’ın bir dağ köyünde düğün evine ulaştık… Köy zaten bizi bekliyordu…

 

Kastamonu

Köy evinde düğün yemeğinden sonra düğün evine gittik… Erkeklerin aslında girmesinin yasak olduğu eve girdik ve muhteşem kareler çektik… hepimiz büyülenmiştik .. Nefesimiz tutulmuştu adeta…Azdavay’daydık… Yöresel kıyafetleri içerisinde yüzlerce insan vardı etrafımızda… Özel bir gündü ve biz fotoğraf çekiyorduk… Düğün evinde yalnız ışık çok iyi değildi… Ve kına’nın yakılacağı oda çok dar olduğu için yeterince çalışamıyorduk… 10×20 objektiflerimizi taktık ama hem karelerin kenarlarında bozulmalar meydana geliyor, hem de ışık azlığı nedeniyle yetirince derinlik elde edemiyorduk…

Kastamonu

Düğün sahibinin yanına giderek bütün şirinliğimi yine takındım ve kınanın daha geniş bir alanda ve ışıklı bir yerde yakılmasının çok daha iyi olacağını söyledim.. Düğün sahibi kınanın kız evinde yakılması gerektiğini söylese de onu razı ettim ve kınayı köy meydanında yakmaya karar verdiler..Kınanın hazırlanması, yoğrulması ve diğer bütün aşamalardan sonra gelin köy meydanına doğru yürüdü babasının ve kız kardeşinin kolunda…

Bizler fotoğraf çekme mutluluğundan mest olmuş vaziyetteyiz tabi… Ne denir buna… Fotoğrafçının Piyangosu ” değil mi? Evet inanılmaz bir piyangoydu bu bizim için… Köyden ayrılma zamanı gelmişti.. Düğünlerine katılmamız ve fotoğraflarını çekmemiz, hele hele bir de düğün hediyelerini getirmemiz onlar için inanılmaz güzel olmuş… Bütün köy ahalisi , düğünü bıraktı ve bizi yolcu etmek için neredeyse sıraya girdi… Üç saat önce tanıştığımız bu insanlar bizleri öylesine bir kucakladılar. Duygulanmamak elde değildi…

Kastamonu

…VE GÜN BİTTİ Evet ve gün bitti…. Azdavay’a dönerken hava karardı… Azdavay’da yöresel kıyafetlerini giyip de bize fotoğraf çektirecek olan tekstil işçisi genç kızlara uğradık, havanın karardığını fotoğraf çekmemizin artık imkansız olduğunu söyledik.. Onlarda her zaman beklediklerini, yörelerinin tanıtılmasına katkı koymak için her zaman hazır olduklarını söylediler…

 

Kastamonu

 

Söz verdik onlara, bir kez daha gideceğiz Azdavay’a ve bu kez onların fotoğraflarını çekeceğiz… Doğruca otele… Akşam Kastamonu’da Öğretmenevi’nde bütün fotoğrafçı dostlar buluştuk… Rakı eşliğinde fotoğraf muhabbeti yaptık… Herkes ne çektiğini, ne çekemediğini anlattı… Tabi birinci günün en karlısı bizdik.. Çünkü en büyük ikramiye, yani “Düğün” bize denk gelmişti… Gece geç saaütlere kadar “Fotoğraf Dostlukları” sürüp gitti..

 

BİTMEZ BU KASTAMONU YAZISI

 

Sevgili Cemal Daş benden bu yazıyı istediği zaman, ” Bitmez bu yazı Cemal o kadar çok yazılacak anlatılacak şey var ki ” demiştim… O da gelemediği için hayıflanmıştı… Evet Sevgili okuyucular bu yazı bitmez… Kastamonu’da o kadar çok anlatacak şey var ki… O kadar çok yazılacak şey var ki… Eğer yazmaya, anlatmaya kalkarsam bu siteden bir gün boyunca ayrılamazsınız.. En iyisi nokta koymak… Ama satırbaşları ile üç günü anlatarak…

Kastamonu’ya giderseniz eğer: Mutlaka Ağlı ‘ya gidin et yiyin… Azdavay’ın dağlarını dolaşın…Özellikle Zümrüt Kasabası’na gidin ki, Zümrüt Kasabası ve ormanlar sizi alıp bambaşka dünyalara götürecek… Zümrüt Kasabası koruma altında bir yer…. Çok yakın bir zaman da Türkiye’nin turizmdeki gözbebeği olacak… Ev pansiyonculuğu başlamış… Zümrüt Kasabası halkı artık evlerini pansiyon olarak işletiyorlar… Gidince gelmek istemeyeceksiniz…Zümrüt Kasabası ile ilgili bir sevindirici haber daha vereyim size cep telefonları da çekmiyor.. Zümrüt’ün Safranbolu’dan eksiği yok fazlası var.. Şenpazar’a iki gün ayırın… Bir gün yollarda geçer zaten. sonbahar renklerini keşfedersiniz. Bir gün ise Şenpazar yolu üzerindeki köylerde oturup sohbet eder, portre çeker, evlerde konaklarsınız. Başka.. Başka mı biz başka bir şey yapamadık ki üç günde… Pınarbaşı’na gidemedik..Cide’ye gidemedik… Küre Dağları’nın köylerinde dolaşamadık… Mağaralara ulaşamadık… Kastamonu esnafını 15 dakika dolaşabildik… Kuyu kebabını bile bir kez yiyebildik. Söylemesi ayıptır Nasrullah Cami’yi bile gezemedik… Yani Kastamonu’ da üç gün hiç bir şeye yetmedi ki… Siz de gidin, üç gün yetmeyecektir ama Kastamonu’yu mutlaka görün…

Kastamonu’yu görmeyen fotoğraf çektiğini söyleyebilir mi takdir sizlerin…

 

Yazı ve Fotoğraflar : Tahir Özgür 2007

Ayrıcafotoğrafgezileri.comdeğerli üyelerine ve Fotokaradeniz fotoğrafçılarına Fotokaradeniz yönetimi olarak sonsuz teşekkürler.