Önceki Fotoğraf:
Trabzon Ayasofya Müzesi  
 Sonraki Fotoğraf:
Lazutlar ve Gökyüzü


ganita


ganita

  

ganita
Açıklama:
Açıklama kısmında eser sahibinin adını soyadını mutlaka yazınız.
Trabzon ganita fotoğrafi

Fotoğrafı yollayan üyemize ve eser sahibine sonsuz teşekkürler.
Anahtar Kelimeler:  
Tarih: 07.08.2007 7:03
Hitler: 2024
İndirmeler: 90
İzlenme: 4.00 (7 Oylar)
Dosya Boyutu: 142.1 KB
Gönderen: Ziyaretçi

Yetkili: Yorum:
Nesrin
Ziyaretçi
61

Ganitaaaa, sabah uyanipda güzelim ganitada cay icemnin keyfinde aldigimi tadi hala ariyorum,cok enteresan bir huzur veriyor insana,resimden biraz daha canli renkli,olmazsa olmaz ganita ....
19.01.2008 18:16  
Mahiye Morgül
Ziyaretçi
Bir Bizans Hikayesi

Bir Bizans Hikayesi
“Hristiyanlaştırmaya Karşı Bizanslı Bedrin Aslanları”

Büyük Bedri’nin MÖ.63’de ölümünden 50-60 yıl sonra, İstanbul’da başlatılan Hristiyanlaştırmaya karşı yeni bir inancın ortaya çıktığını görüyoruz; Mitraizm, Bedri’nin Yolunda Gidenler. Yani, İsa’ya karşı Bedri! Ya da, efsaneleşmiş kahraman Bedri’ye karşı İsa!
Romalı korsanlar Anadolu’da yükselen direnişi kırmakta zorlanıyorlardı. Anadolu halkı kendi kahraman direnişçi atalarının yolundan gitmek varken, yeni bir Tanrı/İsa (İda) kavramına haklı olarak sıcak bakmıyordu. Mitraizm ise kendileri demekti. Şaman töresine sadık kalarak kendi topraklarını Roma’ya yağmalattırmayacaklarını düşünüyorlardı. Bu düşünce, Bedrin Aslanları olmaktı.
Üzerlerindeki baskıya rağmen, Kuman Oğuzlu Bizans kral ve kraliçeleri Şaman-Oğuz olduklarını gizlemiyordu, Anadolu halkı zaten bu inanıştaydı, Romalı tarihçiler ise onlara Pagan diyordu.
Kraliçe Teodora’ya karşı başlatılan büyük Hristiyan-Yahudi isyanında, Teodora’nın kocasını kaçmamaya ikna edişi, akıllı davranıp Anadolu yakasından büyük bir asker desteği getirtmesi, Ayasofya’nın yeni yapılan duvarlarına koyduğu resimlerde Kibele Güneşini bilim adamı Niğdeli Apollonius’un resmine koyması, onun Bedri’nin Yolundan/Bedreddini olduğuna kanıt olarak gösterilebilir. Resimdeki doğabilimci, filozof, şifacı Apo-llu-anaus/Zekânın Ulu Atası Apollonius için İsa’mıdır, değil midir tartışması yapıladursun, bu binayı yaptıran kraliçe de, yapan ustalar da Anadolulu Şaman Oğuzluydular. 5 yılda dünyada yapılan en büyük bilimeviydi; katedral derler, değildir!
Kraliçe Teodora (Teo-Duria/Suriyeatalı) öldüğünde cesedi Ayasofya’da büyük bir Şaman töreniyle yakıldı (MS. 548); bu, onun ölürken bile Hristiyan olmadığının kanıtıdır. Bu arada belirtelim; Şaman inanışı batılı tarihçilerin yazdığı gibi çoktanrılı bir din asla değildir, Ulu Tanrı /Tengri Ula /Allah / Yüce Akıl kavramı Asya’dan beri hep vardır.
Roma’nın yağmacılığına karşı Bedrin Aslanları olmak isteyenlerin Mitraizm ruhu tüm Roma sömürgesi olan topraklarda hızla yayıldı, akımın gizli örgütleri kuruldu. Zaman zaman, Avusturya’da (Carnutum) ve İstanbul’da olduğu gibi açıktan devlet desteği aldıkları oluyordu. Fakat, çoğu zaman Kilise Babalarının açık saldırısına uğradıklarını Bizans tarihinde görebiliyoruz. Örneğin Bedridede’nin akrabalarından Penelope/ Pan-Ulu-Apa büyük işkence görmüş, kuyulara atılmış, hipodromda atlara bağlanıp sürüklenmiş ve hep direnmişti. (Onu da Hristiyanlar kendine mal edip azize ilan ettiler, çünkü ona yapılan işkenceyi seyrettirdikleri yoksul halk korkudan Hristiyanlığa geçmişti!) Bizans’ın Kuman soylu kralı Konstantin, direnişçi Penelope’nın anısına “Aya İrini” işevi/manastırını yaptırdı, ki bu yer daha önce Bodrumlu amiral Artemisia’nın (Ari-tami-si) anıt müzesi idi.
Mitraizme inanmış olanlar için anlatılan özelliklere bakılırsa, onlar, bugün Anadolu İslâmı olarak bildiğimiz Alevi/Ulu-evi/Al’lı-evi kültüründen ve doğal olarak antik Oğuz-Şaman kültüründen pek de farklı değildir.
Mitraizmle ilgili bazı bilgileri, bilgisunarda ulaştığımız siteden aktaralım. Ancak belirtmeliyim ki alıntılarda kullanılan dil, taraflı yazılardan çeviri olup, bazen de “korsanlarla ittifak eden paganlar” cümlesindeki gibi aşağılayıcı bir dildir.
Bkz.http://sargon.blogcu.com/Hiristiyanligin_Dogusu_2/
Mitra'nın adını taşıyan ve mitolojik olarak Pers soyundan geldiğine inanılan kral Mitridates ile korsanlar arasındaki(?!) ittifak ilişkisi sonucu yeni tanrı için Mitras isminin benimsenmesine yol açtı.
Mitras, İran tanrısı Mitra ile içiçedir ama bu yeni dinin Pers Mitra dini ile bir alakası yoktur. Pers Tanrısı Mitra'nın sembolü güneştir, güneş tanrısıdır. Zerdüşt dininde yargılama esnasında Ahura Mazda'nın yanında yer alır ve insanların yargılamasında bulunur. Ancak Mitras dininde güneş Mitras'ın önünde diz çökmüş olarak gösterilir. Mitras evreni yöneten çok güçlü bir tanrıdır artık ve güneş de o yıldızların en güçlüsüdür. Gene de Mitras karşısında bir hiçtir.
Roma'da ölümden sonra hayat inancın esas biçimi haline gelmeye başlamıştı. Her ne kadar ölenin vücudunun mezarda yaşamaya devam ettiği ve ruhun da Hades'e gittiğine inanç devam ediyorsa da artık hakim olan öğreti, göksel ölümsüzlük ön plana geçmeye başlamıştı
Mitras gizemciliğinde, gökyüzündeki iki yörünge olan sabit yıldızlar ve gezegenler kürelerinin ve bunların aralarındaki ruhların geçişinin bir sembolü vardır. Bu sembol yedi kapısı olan bir merdiven ve en tepesinde bir kapıdır.
Mitras dininin en büyük özelliği halka açık olarak kutlanan hiç bir kutsal töreninin olmamasıdır. Sadece kabul edilenlere açıktır, başka gizem dinine katılanlar bu dine katılamazlar.
Bu dine girenler bu sırrın, yani Mitras tarafından evrenin düzeninin değiştirildiği gizinin saklayıcısıdırlar. Bu gizi öğrenmek isteyen adaylar dine giriş ritüelinde yedi aşamadan geçerler. Bu aşamalar; Kuzgun, Gelin, Aslan, Asker, Pers , Güneşin Koruyucusu ve Baba aşamalarıdır.
1- İlk aşama günahlarından suyla arınarak yeniden dirilmesi için ona verilen bir fırsat olarak değerlendirilmelidir.
2- İkinci aşama, Mitras'ın gelini olarak düşünülen adaya bir duvak takılır ve eline bir lamba verilir. Görevi Mitras heykeline bir kap su sunmaktır. Kap onun kalbini, su ise aşkını simgeler. (Sakilik)
3-Üçüncü aşama, kördügüm atılmış bir ipi elleriyle çözer. Kendisine bir taç verilir. Bunun anlamı maddi dünyanın bağlarından kurtulmasıdır.
Düğüm çözme sabır ve iyi geçimli olmaya karşılık Anadolu’da devam eden bir kavramdır. İskender, Polatlı’da, Midas’ın kör düğümünü sabırla çözmek yerine kılıçla keserek çözendir. Aynı Polatlı’da, Sakarya nehri kıyısında, Hristiyan yağmacıların işgal ettiği bu topraklarda, Türk’ün makus talihini yenen de bir Bedrin Aslanı olan Mustafa Kemal’dir!
4- Dördüncü aşama ateş elementine girilir, aslan aşamasıdır. Bu yüzden adayın tören sırasında, suya dokunmaması ve ellerini su yerine, sağlık ve bereketin simgesi olan balla yıkaması istenir. (Anadolu’da bebeğe ballı su verilir, sözü balla kesilir.)
Aslan aşamasındaki aday, kendisinden daha aşağı aşamalarda bulunan adayların hazırladığı yemeği, kutsal tören yemeğine götüren kişidir. Bu yemek, Mitras'ın güneşin arabasıyla göğe çıkmadan önce, son kez arkadaşlarıyla ekmek ve şarap yemesini canlandıran önemli bir olaydır. (Bektaşi kültüründe aynen vardır.)
5- Beşinci aşama Ay'ın hakimiyetindeki Pers aşamasıdır. Adayın bilgeliğin en üst aşamasına kabul edilebileceğinin bir göstergesidir. Bu aşama, adayın ilkel, hayvanımsı yanının yok olmasını betimler. Kabul edilen aday balla arınır. (Bal ile Bedridede’nin ilişkisi!)
6- Altıncı aşama Güneş'in hakimiyetindeki Güneşin Koruyucusu (Heliodromos ) aşamasıdır. Bu aşamaya ulaşan aday Mitras'ın yanına oturarak güneşe öykünür. Üstünde güneşin, ateşin ve yaşam taşıyan kanın simgesi olan kırmızı bir giysi vardır. (Anadolu’da gelinin beline kırmızı kurdele bağlanır, al yazma örtülür, kına yakılır, vb. )
7- Yedinci aşama olan Baba (Pater) Saturnus'un hakimiyetindedir. Buraya erişen aday artık Mitras'ın yeryüzündeki temsilcisidir. Egemenliğindeki topluluğun öğretmenidir. Kırmızı bir başlık takar ve kırmızı, dökük bir pantolon giyer. Ayrıca ruhsal görevinin sembolü olan bir asa taşıyarak bu son aşamanın tüm heybetini görüntüsünde yansıtır.
8- Son olarak Mitras tapınaklarının yer altında kayalık içerisindeki mağaralarda olduğunu, bunu da Mitras'ın kayadan doğumundan kaynaklandığını belirtmek gerekiyor. Mitras mağaraları en fazla yüz kişi alabilen yeraltı mağaralarıydı. Mağaralarda hep kuyu bulunurdu. Bu mağaralara bir dizi yeraltı geçidiyle ulaşılır ve bu geçitler külte kabul törenlerinde kullanılırdı. (Ürgüp-Göreme’de, antik Filistin Mazata’da olduğu gibi, Anadolu’da pek çok yerde daha geçitleri olan birbiriyle bağlantılı şehirler vardır.)
Adı geçen sitede “Mitraizm, Eliade’nin değerlendirmesi” bölümünden:
“Birçok imparator, özellikle de siyasi nedenlerle, Mithracılığı destekledi. Diocletianus ve diğer Augustuslar 307 veya 308'de Carnutum'da "imparatorluğun yardımcısı" Mithra'ya bir sunak adadılar. Ama Konstantinos'un 312'de Milvius köprüsünde kazandığı zafer, Mithracılığın sonunu getirdi. Julianos'un çok kısa saltanatında tapım tekrar eski saygınlığına kavuştu; bu filozof-imparator Mithracı olduğunu açıklıyordu. Onun 363'te ölmesinden sonra bir hoşgörü dönemi başladı, ama Gratianus'un 382 tarihli kararnamesi Mithracılığa verilen resmi desteği sona erdirdi. Tüm batıni selamet dinleri ve gizli cemiyetler gibi, Mithra tapımı da baskı ve kovuşturmaya uğrayınca tarihsel bir gerçek olarak ortadan kayboldu.”
Not: Yazar, İtalya’da Milvius köprüsünde, Tunus-Kartacalı komutan Anibal’in (bayrağında güneş-ay-yıldız olan ülke!) Roma Hristiyan ordusuna yenildiğinden söz ediyor. Bu köprüde Hristiyanlığın önü açıldı diyor.(M.M.)



Çift yüzlü Mithra rölyefi: M.S. II-III. yüzyıl, Louvre Müzesi
Ön yüz: Mithra boğayı öldürürken güneş ve ay tanrıları yukardan bakıyor.
Arka Yüz: Mithra karanlığın güçlerine karşı kazandığı zaferi kutlamak için güneş tanrısıyla beraber ziyafette.
Ernest Renan der ki,"Eğer büyüme aşamasındaki Hıristiyanlığın yolu, herhangi bir ölümcül hastalık tarafından kesilseydi, dünya herhalde Mithracı olurdu." Bu söz Mithra dininin gücünü gösterdiği kadar Roma'nın dinsel gelişme üzerinde de ne kadar etkili olduğunu anlatıyor.
Mithracılığın kazandığı yaygınlık ise mucizevi boyutlardaydı: İskoçya'dan Mezopotamya'ya, Kuzey Afrika ve İspanya'dan Orta Avrupa ve Balkanlar'a kadar yayılmıştı. Tapınakların çoğu eski Roma eyaletleri olan Daçya, Pannonia, Germania'da bulunmuştur.
Hıristiyanlık savunucularının onlara yönelttiği sert suçlamalar, bu yemekleri ekmek-şarap ayininin şeytani taklitleri olarak kınamaları da onların kutsal niteliğini göstermektedir. Erginlenme vaftizini başka tapımlar da uyguluyordu. Ama II. ve III. yüzyılların Hıristiyan teologları açısından, Mithracılıkla olan benzerlikler daha da rahatsız edicidir; kızgın demirle alına dağlanan işaret, onlara vaftiz kutsamasını tamamlayan bir ritüel olarak signatio'yu hatırlatıyordu.”
Görünen odur ki, Hristiyan ritüellerinin Şaman ritüelleriyle benzerliğinden de rahatsız olanlar vardır. En eski inanış ve kültür olan Şaman Oğuz kültürü ve onun dili Türkçe, doğaldır ki bütün dinlerinin ve dillerinin altında olacaktır, bunu teslim etmek gerekir. Ancak burada konumuz, Büyük Bedri’nin o zamanlar bir avuç olan Hristiyan ve Yahudilerin dışındaki, Roma yağmalarından rahatsız olan bütün insanları kucaklayan bir direniş ruhunun/inanışın temsilcisi olduğudur.
İslâmiyetin de Kilise Babalarına karşı bir direniş dini olarak ortaya çıkışından hareketle, bünyesinde Bedrin Aslanlarını gördüğümüzü de ekleyerek, diyebiliriz ki Türkler İslâmiyeti doğal olarak kabul etmişlerdir. Türklerle Araplar Roma saldırılarına karşı kendilerini korurken doğal olarak aynı inançta buluşmuşlardır. Dikkat edilirse, Hristiyan Roma barbarlığının İstanbul’da kamucu ne varsa yakıp yıktığı 548 ile İslamiyet’in tebliğ yılı olan 621 arasında sadece 70 yıl vardır! İstanbul’un fethi, buradaki insanların zalimlerin elinden kurtarılması demek olacaktı, ki bu anlamda Hz. Muhammet’in vasiyeti olarak kabul edilebilecek sözleri vardır.
Yeri gelmişken “İslam” sözcüğünü fonetik olarak açalım:
İslâm: İsiğ-Ulu-Ma; Ulu Ma’nın Işığı İSLAM. İslam ile Selam fonetik analizimizde aynı kavram çıkmaktadır; “Selam” verirken de Ulu Ma’nın ışığını karşımızdakine göndeririz.
Mitraizm için bugün Bedreddiniler tanımı uygun görünmektedir.
Bizans’a dönecek olursak, Bican-su kızların büyük direniş savaşlarının anıtlarını orada görürüz; Aya İrini gibi kimsesiz kadınlar için yapılan İŞEVİ, Aya Sofya gibi bir BİLİM EVİ ve kamucu/halkçı Oğuz töresine uygun olarak yaşlı ve hastalar için bakımevi ile bağ bozumu şenlikleri için Bakhous/Bağevi. Bütün bu yerler, her yüzyılda bir Kilise Babaları tarafından yaktırıldı, yeniden yapıldı, yapıldıkça tekrar tekrar yaktırıldı.
Bugün İstanbul’da ve Anadolu’da yaşanan yağma ve talan İsa’nın yeniden doğuşu mudur acaba?

Bizans’lı Bedrin Aslanlarını saygıyla anarak

15.6.2008
15.06.2008 16:15  
Mahiye Morgül
Ziyaretçi
Can-İda CAN DAĞI

Dağlarımızın antik adı Anabacı Torosları, CAN Torosları, Peria-doros'tur.
Bu bölgenin Alevilerin atası olan Oğuz-Şaman kökenli olduğunun belgesidir bu ad.
Canlar, Canniler, Amazon kızlarımızın diğer adlarıydı. Peri (meri) gibi ışıklı, türkü söyleyerek iş yapan, aynı şekilde savaşan kan/can/ışıklı canlıydılar. Koç kurban eder, kanını alınlarına sürerlerdi, ak sütünü sütü kesilmiş bebelere paykaştırırlardı, Akana idi diğer adları. Denizlerin KAdırgaları halatlarını KAdırga yaylasında örer indirirlerdi. Ari Tamisi gibi çalışkandılar, Bodrumlu amiral Artemisia onların büyük ablasıydı. Güneş gibi, Kor gibi kadındı, Koriya/Karya idi yönettiği ülkenin adı.
Onlar SUPERİ(Suvari), SUMERİ, SU-MER idiler, Oğuz Kaşgari dillerini konuşur, gittikleri yerlere de bu dili götüğrülerdi. Bişr gün kuzeyden girdikleri AY ÖNÜ Ayonisitan/İyon ülkesinde onlara AĞA, Akha dediler. Atina şehrni kurdular tıpkı Trabzon'u kurdukları gibi. Çünkü Karızcıydılar, su kanalları aça aça Tengri Ula'dan beri Tur-PAN /Turfan ülkesinden gelmişlerdi. A-Tina, Bir Güneş şehrini kurdular orda tepede bir İŞEVİ yaptılar, Sümele/Kibele Anaları adına yaptıkları gibi.
Sonra o ülkenin güneyine Mısır'dan Garaciler/Kıptiler getirildi Romalı korsanlar tararafından, çünkü Anadolu'ya yağmacı asker salmak için yoksul Mısırlı'ya SPARTA'DA evin, ama yağmaladığın kadar evien yiyecek getirebilirsin denildi. Saldılar Anadolumuzun üzerine Yunan askerlerini korsan Romalılar. Güneylilerle kuzeyliler kaynaştı zamanla, Hellendiler, Hellenistan dedik adlarına, kendileri bilmez, Graace derler hala.
MÖ.İskender Amazon savaşçı kadınlardan kaçırdı götürdü, Büyük bedri'nin iki Amazon savaşçı yeğeni de içlerinde. Panti-ece ile evlendi İskender, Amstoros'u da verdi yaşlı komutanına. Pantiece bir oğul verdi iskender'e, Amaztoros 2 oğul verdi. Büyük Bedri kurdu Birleşik Orduları, gitti Atina'ya , Amztris geldi geri ama diğeri gelmedi.
Amastris Amasra'yı yönetti, muhteşem deniz savaşçısıydı. Oğulları düşman askerini topladı geldi annesinin üstüne, Amasra'da annesinin kadırgasını batırdı iki oğlu.
Hikaye uzun. V. Bedri'yi karısı zehirledi Sinop'ta, oğlu VI: Bedri zehirlenmemek için kaçtı, geldi İkizdere Bedran köyüne, HAncer Yaylasına, Cimil yaylasına çıktı. Peşine Romalı 300 asker saldılar. Bedranlı Canbacılar yolda delibal tuzağı kurdu Roma askerlerine, 300 askeri bal tuttu, sarhoş oldukalrında başlarını hancerlediler, HANCER oldu yaylası, Bedran çatağının adı da KAMA oldu. Sonra 42 bin yaya, 4 bin atlı asker topladı Cimil'de Cem tuttular, yürüdüler Tebriz'den Nahcivan'dan Bakü'den gelen erat ile ERATSU'da buluştular Aras kenarında, Erataset şehrinde. Kızını Dikran'a vermişti, Türkmeneli komutanı Dikran/Digiran/Tuğran Romaya karşı kayınpederinin komutasında savaşıyordu. Tacında SEKİZ köşeli yıldızı vardı. Yürüdüler Kırım'a, Kırım üzerinden ineceklerdi Bizans korsanlarının üzerine. Bir fırtına Moldova önlerinde donamasını perişan etti, anabacılar orda bir uygarlık kurdu MOLDOVA, BAL-DİVA/Sümele'nin diğer adını verdiler oraya. Kerç boğazında haber geldi Tokat'tan, Boranas teslim etti Sezar'a.. Yenldiğimi görmektense ölürüm dedi VI:Büyük Bedri, zehir içti, ölmedi, çünkü Mitridatikum Panzehiri onun buluşuydu, her gün bir parça delibal karışımlı ilaç alırdı. Verdi kılıcını momutanına, kestirdi başını... Ve sonra Sinop'a getirildi cesedi, büyük Şaman töreniyle yakıldı! Uçuruldu külleri. Ve sonra Kırım Kerç'te, ölene kadar hep yanında olan Tatar /Skit/Sibir Türkleri ona dünyanın en yüksek Dikilitaş anıtını yaptılar, tüm Türk ülkelerinden getirilen taşları üzerine koydular. (9 MAyıs bu anıtın ziyaret günüdür. Diliyorum ki Trabzon belediyesi CAN-ALİ gibi Bedri soyundan isim almış olanlar, giderim ziyaret edelim bir dedemizin anıtını! Toprak götürelim anavatandan, karısı HASBACI adına Aspetli/Haspaçi'den, akanalarının köyü Bedran'dan, onunla birlikte savaşmış Ata-Kor/Hadakor'lu Zeleka/Salika'lı Amazon bacılarından ballı kuymak götürelim ona... Mador (Tur Anası) Dağında yağmacı Yunan askerlerini MÖ.400'de esir tutan köylerden birer taş parçası götürelim...

Gidelim Bedri Dedemizin ışığını almaya, korsanlar yine topraklarımızı yağmalıyor, bize ışığını versin, ruhunu versin, almaya gidelim, dost düşman bilsin orda bizim ulu APADOR VI. Büyük BEDRİ atamız var, oradan tam kuzeyimizden bizi gözetliyor ve Bedrin Aslanlarının Kemalin Askerleri gibi uyanıp ayağa kalkmasını bekliyor...

Mahiye Morgül
Rizeli
Antik Karadeniz araştırma dosyasına devam ediyor.
15.06.2008 17:01  

Yorum yapın
Adı:
Başlık:
Yorum:
 
BBCode

 


Önceki Fotoğraf:
Trabzon Ayasofya Müzesi  
 Sonraki Fotoğraf:
Lazutlar ve Gökyüzü

 

   

© 2007-2008. Sitedeki fotoğrafların tüm hakları ve sorumluluğu fotoğraf sahiplerine aittir.
Fotoğrafların izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur.
Bu kapsamda tamamen ziyaretçilerin katkılarıyla içerik sağlayan Fotokaradeniz.com sorumlu tutulamaz.
Herhangi bir durumda fotoğraf sahibinin isteği dışında bize yollanan fotoğraflar yöneticiler tarafından kaldırılacaktır.
Copyright © 2008 Fotokaradeniz

Flamingo Bilişim Teknolojileri
RSS Feed: www.giresunlular.net

    Fotoğraflarla Karadeniz Kültür Turizm Blogu
Araba Resimleri

Ana sayfa Karadeniz Forum Karadeniz Blog Karadeniz Sözlük Karadeniz Haber Karadeniz Yemekleri